7 Ara 2022

Beyni Durdurmak

(2013 gibi kendime not olarak yazmıştım. Bu haliyle pek içime sinmedi ama tekrar düşünmeye üşendim ve sadece birkaç cümle çıkarıp ekledim.)

Beyni çalıştırmak kadar, gerektiğinde onu durdurmakta önemli diye düşünüyorum. Durdurmak ne
 zaman gerekir ? Örneğin, beyin kendi aleyhine düşünce ve duygular üretmeye, umutsuzluk,  karamsarlık hissetmeye başladığında çalışması durdurulmalıdır bence. (Tabi ki sakince bir sorgulamanın devam etmesi şartıyla, yani kastettiğim beynin tümüyle durdurulması değil)

Buna iyi bir örnek, çöküntü (depresyon) halindeki kişinin beyninin, kendi aleyhine düşünceler üretmesi olabilir. Kendisini değersiz, başarısız bulur ve bunu destekleyecek ne kadar kötü anı varsa onları dün yaşanmış gibi canlı bir şekilde, karanlık diplerden çağırmaya başlar. Adeta yaşamında başarılı olduğu, iyi veya mutlu olduğu hiçbir şey yoktur, yaşanmamıştır. Bu durum, beynin son derece (kendine) zararlı bir çalışma halidir. Bunun durdurulması gerekir.

Ayrıca durdurulması gereken zararlı beyin faaliyeti , kişinin yakınları ve çevresi, hatta hiç tanımadığı  kişiler, başka ülke insanları aleyhine de olabilir. ( Şiddet olayları/savaş, her türden sömürü, ırkçılık,  başkalarının yoksulluğu ve acıtılması pahasına aşırı zenginleşme arzusu, paraya/güce doyamamak.. vs..).

Fakat, durdurulması gereken zararlı beyin faaliyetinin farkına varılabilmesi için, önce geri  planda sürekli çalışan birkaç doğru programa sahip olmak, yani iyi eğitilmiş ve asgari düzeyde çalışan bir beyin gerekir. Bu bir çelişki gibi görünüyor, yani gerektiğinde beyni durdurmak için, çalışan bir beyne sahip olmak gerektiği konusu. Ama öyle değil. Günümüzde çoğunlukla  yapıldığı gibi bilgisayar dünyasından örneklersek, beynimizde, sonradan yüklenmiş veya bazıları baştan yüklü (içgüdüler) birçok program çalışıyor. Aynı anda birçok programın  çalışması (multitasking) bilinç düzeyinde mümkün olmasa da , kısa aralıklarla ardarda da olsa  beynimizde birçok program çalışıyor. Bunların bazıları , kişinin kendisine veya çevresine  zararlı! (ek: Çevreye, dünyaya zararlı olan, ergeç kişiye veya ona yetişmese de yakınlarına  zarar olarak döner görünüyor)

Burada bir şey daha akla geliyor: O sıra kendimize zararlı gibi görünse, rahatsızlık verse bile,  durdurulmaması gereken bir sorgulama, araştırma faaliyeti de var olabilir. Dolaylı ısı ile  durdurulması gerekenlerle gaz verilecek olanları ayırt edebilmek de tecrübe/zaman gerektiriyor sanırım. İşin kötüsü -şu beyin kapasitesine oranla- zamanımız çok kısa. 

Son cümle şöyle de olabilirdi :

İşin kötüsü -şu beyin veya belki ciğerimiz, kalbimiz, böbreğimiz hatta tırnağımızın bile katıldığı,  ama toplamda düşük bilgi işleme kapasitesine oranla- zamanımız çok kısa.

Ek1 : Girişte ‘tekrar düşünmeye üşendim’  derken, bu düşünceyi umursamadığım sanılmasın.   Son yıllarda giderek artan bir şekilde, kendimi kendi beynini durdurmaya çalışırken yakalıyorum. 
Ek2 ;  Kontrol edici, durdurucu programların devreye girme hızı da önemli. Yani, bir beyin faaliyetinin zararlı olduğunu algılama ve durdurma hızı. 100 milisaniye mi, dakikalar veya saatler içinde mi, günler sonra mı ? Geç kalınıyorsa geçmiş olsun.
Ayrıca şans eseri aile veya yakın-uzak çevre tarafından sonradan yüklenmiş ‘iyi’ programlar, bir süre sonra eksik/yetersiz kalacaktır. Kişi kendi yeni programlarını oluşturacak aşamaya gelmelidir. Artık bir Kend’eğiten olmalıdır.








11 Eki 2022

P6 Destekleyici Tedavi veya Doğrudan Tedavi Amaçlı Kızılötesi Güneşlenme

Kırmızı ve dalgaboyu olarak hemen ardından gelen ‘yakın kızılötesi’ (NIR - Near Infrared) ışınlar, Lazer veya LED ışık kaynağı kullanan cihazlarla, kozmetik amaçlar dahil birçok alanda tedavi amaçlı kullanılıyor.

Akla gelen şu : Plajda güneşlenirken üstünüzde, pleksi veya benzeri şeffaf plastik bir  malzemeden, üzerine kaplama yapılmış dikdörtgen bir ışık filtresi olduğunu düşünün. Bu filtre,  morötesi (UV) ışınları ve çoğu görünür ışını filtre edip sadece yakın kızılötesi (NIR) ışınları  geçirsin ( yararları kanıtlanmış sarı ve kırmızı bölge de dahil edilebilir) . UV koruyucu kremlere  (ve hatta güneş gözlüğüne) gerek kalmadan, sadece ‘şifalı’ ışınlarla çok uzun sürelerle  güneşlenip, kızılötesi ışın yayan pahalı cihazların işe yaradığı rahatsızlıklarda tedavi dahi  olabilirsiniz. (1.Tabi bu ışınlar bronzlaşma yapmaz. Bronzlaşma istiyorsanız, yeterli en kısa  süre için -belki yarım saatten kısa- ve kremsiz olarak, filtre dışında açıkta güneşlenebilirsiniz.  2. en az/en çok ne kadar süre güneşlenmeli : Bunun için, onay almış cihazların yaydığı  enerji/enerji yoğunluğu (J/cm2) ve uygulama süreleri referans alınıp, filtre sonrası gelen enerji  ve yüzey alanları kıyaslanarak yaklaşık güvenli bir aralık saptanabilir)





Pleksi veya benzeri malzeme üzerine yapılacak filtre kaplaması üzerine de, ucuz bir  madde/yöntem bulunması dışında iki düşünce aklıma geldi :

1. Pasif : UV ve görünür ışığın çoğunu emen veya yansıtan, yakın kızılötesi ışığı ise geçiren  bir kaplama malzemesi kullanılabilir. Yansıtan kaplama mümkünse daha iyi, ısınmaz.

2. Aktif : Kaplama malzemesinin, istenmeyen (UV+görünür ışık) ışınların da önemli bir kısmını  emip, farklı/istenen dalgaboylarında ışığa dönüştürmesi. (Absorption--> Emission) Bu  durumda uygulama/güneşlenme süresi daha kısa olacaktır.


Ek1. Birkaç ay önce farklı bir amaçla bu çeşit bir filtre aldım. Kızılötesi fotoğraf amaçlı üretilmiş 
yüksek kaliteli bu filtre sadece 10x10cm boyutunda ama fiyat olarak oldukça  pahalıydı. Böyle yüksek optik kaliteye gerek yok, fotoğraf çekmeyeceğiz. %99 değilde %85  geçirsin IR ışığı, ama üretimi ucuz olsun. Ertesi yıl yama/yenileme gerekirse kolaylıkla ve  ucuza yapılabilsin.

Ek2. Her yanımız plastik dolu. Ana malzeme olarak plastik/pleksi’den söz etmek beni bile  rahatsız etti. Tabi ki hesaplı üretilebiliyorsa cam da olabilir ama kırılmaz, parçalanmaz olmalı,  kazaya yol açmamalı.

Ek3. Akşam aklıma gelip de kağıda yazdığım birçok fikri, ertesi sabah buruşturup çöpe  atmışımdır. Ama en az 1-2 yıl önce aklıma gelen bu fikri hala önemli buluyorum. Işık var, para  da var. Ve sahte kuantum şifacılar gibi değil, muhtemelen birçok insana gerçek kuantum şifa  da var.

12 Ağu 2022

Ş7 Beş Kelimelik Hikaye


Beş kelimelik hikaye

Çocuk öldürülmüş

Ağlayanlar. gülenler olmuş





İmtihan Yeri


Sevinin :


İmtihan yok ! (muhtemelen)


Üzülün :


Yine de sınıfta kaldık ! (kesin)






Eski Filozof


Dirilen bir eski Yunan filozofu diyebilir şunu :


Hiçbir yüceliği olmayan küçücük tanrılarımız vardı


Ağaçlar ve otlar hariç


Yarattıkları her şey birbirini yiyordu





Ermiş 2


Ermiş, durmuştur


Gidemez ileri




Borç


Hiçbir borcum yoktu


Yani öyle sanıyordum


Düşüne düşüne


Birçok borcum oluştu

18 Tem 2022

Güneş enerjisinin doğrudan lazer denemelerinde kullanılması üzerine bir düşünce

İlk lazeri, bir mühendis ve fizikçi olan T. Maiman 1960 yılında çalıştırmış. Aktif lazer  ortamı olarak bir sentetik yakut kristali, uyarma/pompalama kaynağı olarak da,  sarmal bir flaş lamba kullanmış. (GE firmasının ürettiği fotoğraf amaçlı ama güçlü bir xenon flaş).  
Çok kabaca ana prensip şu : Lazer ortamını oluşturan silindirik kristal, çevresini saran sarmal flaş lamba ile uyarılıyor. Kristal çubuğun iki ucunda ayna var.  Aynalardan biri tam yansıtıcı, lazer çıkışı alınacak diğeri ise kısmen geçirgen. Kristal  içinde flaş ışığıyla uyarılmış atomlarda, elektronlar üst enerji seviyelerine  çıkıp, sonra geri dönerken birer foton fırlatıyor. Bunların kimisi aynalar arasında  gidip gelirken diğer atomları da uyarıyor. Uyarılmış bir atomdan fırlatılan yeni foton,  uyaran fotonla aynı doğrultuda ve aynı özelliklerde oluyor (uyumlu/coherent) . 
Bunların bir kısmı da kısmen geçirgen aynadan dışarıya lazer ışını olarak çıkıyor. Bu lazer flaş lambasının çakmasıyla uyarıldığı için sürekli değil atımlı  çalışıyor.



Asıl konuya gelirsek: Güneş ışığı, genişçe bir fresnel mercek ile, denenmek istenen  herhangi bir aktif lazer ortamına odaklanarak, güçlü bir uyarım/pompalama enerjisi  sağlayabilir. (İdeal koşulda metre kareye 1000 Watt ışık enerjisi geliyor bildiğim.  
Toplayacağınız ışık/enerji fresnel merceğin boyutu ile orantılı olacaktır). Aktif ortam  (laser medium), ilk lazer gibi katı halde veya gaz veya sıvı olabilir. Amatörce  uğraşmak için gaz lazer zor ama sıvı hal lazerleri uygun görünüyor. Örneğin boya  lazerleri (dye laser) için denenmiş başarılı ama pahalıca maddeler var. Ama bir  düzenek kurulduktan sonra, akla gelen birçok madde uygun bir çözücü (su, alkol vs) içinde denenebilir. 
Aktif ortamı sadece belli dalgaboyu aralığında ışıkla uyarmak gerekiyor veya  düşünülüyorsa odaktan hemen önce araya filtreler konabilir. (fotoğraf amaçlı filtreler  veya dar bantlı daha ciddi filtreler. ve tabi bu durumda toplanan pompalama  enerjisi azalacaktır)

(Sonradan bakınca, en.wikipedia'da solar-pumped laser başlığını gördüm. Fazla  detay yok ama bakılabilir.)

18 Nis 2022

P5 Su tasarrufu üzerine bir düşünce

Tuvalet sifonunu her çekişte kabaca 8-10 litre arası su harcanıyor. Çift kademeli sifonlarda dahi idrar için harcanan su 6 litre gibi. Akla gelen düşünce şu : klozette su yüzeyini kaplayarak havayla teması kesen, içi hava dolu küçük baloncuklardan oluşan bir madde kullanarak, idrar için sifon kullanılmasını gereksizleştirmek. Baloncuklar şeffaf değil de renkli veya beyaz olursa altındaki 'suyun' içerik ve rengini de örtmüş olur. Çok hafif olmalılar ki gerektiğinde sifon çekildiğinde çok azı kaybolsun. Zamanla eksildikçe ekleme yapılabilir. 

Bu baloncuklu madde plastik olmamalı, öyleyse çok ince cam kürecikler mi olmalı, o da zor filan diye düşünürken aklıma Kefir geldi. Kefir baloncuklu yapıda ve beyaz. O sıra dolapta tarihi geçmiş yarım şişe kefir vardı. Bir kısmını klozete döktüm ve ilk deneme de işe yarar göründü.(Evden itiraz üzerine şimdilik denemeye ara verdim.)

Kefirin baloncuklu yapısı, içerdiği mikroorganizmaların çıkardığı gazlar nedeniyle oluşuyor.
Güvendiğim bir kefir markasının sitesinde, içeriğinde 17 farklı tür maya hücresi ve bakteri listelenmiş. Bunlardan biri ekmek mayası olarak da kullanılan ayrıca üzüm suyundaki şekeri alkole çevirip şaraba dönüştüren, bu arada CO2 gazı salan tanıdık bir maya : Saccharomyces cerevisiae

Şimdi sorun Kefirin artık epeyce pahalı olmasında. Buna ilişkin düşünce de şu : 
Çoğaltılabilir kefir mayası edinip kefiri sürekli evde üretmek. Artık süt de pahalı olduğuna göre, sütü, oranı denemelerle saptanacak kadar suyla karıştırmak. Su-süt karışımına az şeker eklemek CO2 çıkışını, baloncuk sayısı ve çaplarını artırabilir. Bu da deneme işi .

Ek1 : Popüler bir Çin sitesinde, içi boş renkli küçük cam kürecikler olduğunu gördüm. Bir ilanda 0.4-3mm karışık çapta, başka bir ilanda 0.6-0.8mm çaplı tırnak süsü olarak. İkinci için 13 gram paket 25TL gibiydi, ilki daha ucuz. Kargo 65TL civarı ama 10 paket alsanız da bu civarda. Belki daha ucuz da bulunabilir. Bir de takı amaçlı ortası delikli olanlar var. Örneğin 2mm çap, 0.8mm delik çapı, fiyat 1000 adet için 16+57TL.
Cam kürecikler kullanılsa bile aralarını kapatacak kefir veya başka bir zararsız sıvı malzeme kullanmak iyi olabilir.

Ek2 : Ne kadar su tasarruf edilebilir diye zevkli bir hesap yapalım (gençlikte tatil planı yapar gibi)
Ülke nüfusu 84 milyon. Yüzde 15 kadar eksiltirsek (küçükler ve biraz fazlası) 71.4 milyon kişi. Bir kişi günde ortalama 6-7 kez idrar yapıyor. Biz bir kişinin, bir günde -sadece idrar için- 5 kez sifon kullandığını ve her sifon kullanımında ortalama 8 litre su harcandığını varsayalım. Bir kişi günde 5x8=40 litre , ayda 1.2 ton su harcar (sadece idrar için sifon kullanımı). Yılda 14.6 ton eder ve bunu 71.4 milyon kişi ile çarparsak yıllık harcama 1,042,440,000 ton bulunur. Yani bu veya başka bir yöntemle, sadece idrar yapıldığında sifon kullanılmazsa, bu ülkede yılda 1 milyar 42 milyon ton su tasarruf edilmiş olur. 

Ek3: Kısa bilgi : İdrarın çoğu su (%91-96), katı madde çok az  (Bu sudan da -basit bir yöntemle filtre ederek, sifon suyu olarak- yararlanılabilse ne güzel olurdu). Taze idrar aslında kokusuzmuş (enfeksiyon veya bazı gıda maddeleri kendilerine özgü kokulu yapabiliyor). İdrar bedenden çıktıktan bir süre sonra, üreyi amonyağa  çeviren bazı bakterilerle karşılaşma sonucunda koku oluşuyormuş, yoksa kokusuz.   Fakat steril bir sıvı değil. Kimisi patojen bazı bakteriler içeriyor.

8 Mar 2022

Ş6 Pis

1

Bok herifler doldurmuşsa tüm meclisleri

Hem de kadınlı erkekli

Var bir bokluk hepimizde besbelli


2

Birikmiş kokulu gaz bağırsakta

Osursan bir türlü osurmasan başka

Dil ucunda hak edilmiş bin küfür

Etsen bir türlü etmesen başka



(Bugün Ukrayna, dün ve bugün Afganistan Irak Suriye Libya Yemen.....)

2 Eyl 2021

Ş5. Ermiş

Ermiş erdiğini sanırken

Erilecek yer değişti çoktan


Ek: Irmaklar arasında uğultular :

- Mutlak bir ermişlik durumu olamaz mı demek istiyorsun ?

-  Öyle gibi. Her şey hareket halinde, dönüyor ve değişiyor. Erilecek yer niye sabit olsun ki.

10 Haz 2021

Ş4 ORA

 Öyle bir yer ki ora

Ne tiyatrosu var ne şarabı

Sürekli çay içen sakinleri

 Cin gibi bakarlar da

Ne olanı görürler

Ne gelmekte olanı

6 May 2021

Ş3 Kitap

Bir kitap yazılsa

En çok beş on sayfa olsa

Ama her şeyi anlatsa

Anlamıyorsam sorun bende olsa

Olsun, ilerde bir gün

Birazını anlasam


Düz yazı

O oluşmakta olan mıdır ?

Belki çok 'önce' vardı

Ama bir nedenle tüm yasaları ve şeyleri dağıttı gitti

Yeni bir şekilde yeniden oluşmaya bakıyordu belki

Her aralıktan sızarak 

Bambaşka biçimlere bürünüp denemeler yaparak

Yok, ne o fil, ne o yılan

Ne o böcek, 

Ne o sevdiğin kız ya da erkek olamaz gibi

Daha zamanı var sanki

(Ara ver ve bunu tekrar düşün, sonra tekrar düşün...)

( O yerine Onlar mı? Fakat O denebilecek kadar da birleşmiş.)


Dere

Nice dereler akıyordu

Kiminin çamurlu

Kiminin berrak sularından içtik


2 Nis 2020

K2: Aktif karbon filtre ile virüs yakalama, beyinde tutulum için dışarıdan beyin uyarımı



Aklıma iki fikir geldi.
1. Aktif karbon, mikronluk kanallarıyla virüsleri de yakalayabilir mi ?
Hastane, market, fabrika gibi insan yoğunluğu olan ortamlarda, çok fazla havayı filtre edebilen güçlü fanlara sahip aktif karbon hava filtreleri virüsleri tutarak işe yarayabilir mi ? Elektrostatik hayaller de eklenebilir.


2. Bir değerli hocamızın bir mesajında , bazı hastaların beyin MR’larında tutulum olduğu ve solunum yetmezliğinin sadece akciğer değil bu beyin tutulumundan kaynaklanabileceğinden söz ediliyordu.
Bu doğruysa beyne dışarıdan etki edebilecek elimizde neler var ? Benim bildiğim şunlar :
a. TMS, rTMS gibi transkraniyal manyetik uyarım cihazları
b. NIR kızılötesi lazerler veya daha ucuza LED lerle ışık uyarımı
Fakat bu yöntemlerin virüsün etkinliğini artırabileceği de dikkate alınmalı.
Ve elde hiçbir veri yok, bu iş körün taşı hesabı.
Bir Anadolu deyimi herhalde “körün taşı” . Fakat bazen hedefi vurabilir bir körün taşı.


Ek1 : rTMS öncelikli olabilir ve değişken manyetik alanlar doğrudan akciğer üzerinde de belki denenebilir. AC üzerinde olumlu veya virüs üzerinde etkileri olabilir mi ?
Bazı kliniklerde bu cihaz var ve örneğin ilaçların işe yaramadığı kimi majör depresyon tedavisinde kullanılıyorlar. Böyle hazır bir cihazla testler yapıldıktan sonra benzeri bir cihazı yerli olarak tasarlayacak firmalar/mühendisler vardır.

Ek2 : Bir yakınımın gönderdiği bilgiye göre, aktif karbonlu maskenin virüs için koruması %10 gibi çok düşük. N95 veya FFP1 maskelerde bu oran %95. Önerim maske değil bir çeşit hava temizleyici idi ama tek başına karbon kullanılırsa orada da -bu bilgi doğruysa- işe yaramaz görünüyor. Fakat aktarılan bu bilgi de yanlış olabilir. Hangi aktif karbonlu filtreyi kullandılar, sahte miydi filan gibi sorular da akla geliyor.

1 Nis 2020

Ş2. Bilemezsiniz


Nasıl üzüldüm bilemezsiniz
Nasıl sevindim bilemezsiniz
Nasıl üzüldüm bilemezsiniz
Nasıl sevindim bilemezsiniz
Bu böyle sürer gider
İşte gidiyorum diyene kadar

(Hiç aklıma gelmezdi, benim bir şaire ihtiyacım var)
ve
Muhtemel ki ne ağlamaya ne sevince gerek var
Çocukluğumuzdan olsa gerek bunlar
Yapamazsın, zamanın yetmez ama
Burada, canlı dediğin
Çokluk taşın kötüsü olmuşsa
Sevmeyi unutma ama
Yapabilirsen taş gibi otur !

2
Küçük deniz feneri (2014)

Küçük bir deniz feneriyim
Çoğu büyük geminin rotası dışında
Bir küçük adanın burnunda
Yağım bitmiş, sönmüştü ışığım
Tenekelerce yağ getirdi mesajın
Umutlandım, yeniden ışıdım
Nasılsa yolu düşen küçük tekneler
Sayende rotalarını düzelttiler

3

4
Leclanché

Löklanşe lök gibi oturmamış
Löklanşe pilini bulmuş
Sen ne yapıyorsun, ne buldun ?
Terliğinin kayıp tekini

5
SORU
Soru sorma insana
Sorduğun zamana göre
Yanıt değişir nasılsa
Hoş zamana göre
Soru da değişir ya
İyisi mi, bilgiyi topla
Sen sor sen yanıtla

6
SEVGİ
Köpekleri sevmeli ama dikkatli olmalıyız
İnsanları sevmeli ama dikkatli olmalıyız
Kendimizi sevmeli ama dikkatli olmalıyız

23 Mar 2020

K1 - Esans kullanmadan evde kolonya üretmek ve onun farklı bir kullanımı

A. Kolonya
Bu mücadelede çok daha işe yarar fikirler sunmak isterdim ama sıfırdan iyidir diyerek, dezenfektan olarak kullanılabilen kolonya üretmekten söz edeceğim.

Öncelikle etil alkole ihtiyacınız var. Denatüre etil alkol yasal satın alınabilir bir madde. (Denatüre alkol şu: içki yapılmasını önlemek üzere tat bozucu maddeler katılmış alkol). Ne yazık ki bunların da fiyatları zıplamış durumda. İki nedeni var : 1. Dezenfektan olarak kolonyaya talebin artmasıyla fırsatçıların fiyatı şişirmesi. 2. Alkol, şeker fabrikalarının çok ucuza üretilen bir yan ürünüydü. Şeker fabrikalarının özelleştirilip yok edilmesiyle şimdi sanırım sadece ithalata kaldık.

1. Limon aromasının elde edilmesi.
İki adet limon kabuğu rendelenir ve bir kavanoz içinde 80 derece etil alkol içinde dinlendirilir. (hacim olarak %80 alkol, %20 su karışımı) . Kavanoz akla geldikçe çalkalanır. Bir gün sonra dahi iyi sonuç aldım ama birkaç gün beklenebilir. (Alkol iyi bir çözücü)


2. Beklemenin ardından kaba filtre kağıdı -ve huni- ile süzülür (Filtre kağıdı kimya malzemeleri satıcılarında bulunabilir) . Filtre kahve için kimi marketlerde satılan filtre kağıtları da kullanılabilir. Hiçbiri yoksa çökme sağlandıktan sonra şırınga ile üstten çekilebilir.


3. Var olan 400ml boş kolonya şişesine 80 derece alkol doldurdum ( 4 birim alkol, 1 birim su). Sonra elde edilen limon aromasından 20ml şırınga ile çekip ekledim. (10cc'lik şırınga ile 2 kez). Çalkala tamam. Eşim kardeşim annem pek beğendi.

B. Akla gelen bir kolonya uygulama fikri :
Basit maskelerin virüsten korunmak için pek işe yaramadığına dair yazılar okudum.
Kalabalık bir ortama -diyelim market- girmeden önce maske üzerine, taşıdığınız küçük sprey şişeden kolonya püskürtülür ve maske takılır. Maske bu şekilde daha koruyucu olabilir. Ama süreniz kısa. Çünkü alkol hızlı buharlaşır. Belki arada 1-2 kez daha kolonya sıkılabilir.
(Bu sadece bir düşünce, işe yaradığı kanıtlanmış değil)


Ek1 : Kapaklı bir plastik kap içinde 80 derecelik alkol (4 birim alkol, 1 birim su), kullandığınız maskelerin atılmayıp, dezenfekte edilerek tekrar kullanılmasını sağlayabilir. Maskeyi çıkarınca bu kabın içine atıp 5 dakika bekleyin ve sonra asıp kurutun. Arasıra sabunla da yıkanabilir.
Bu sadece bir tasarruf tedbiri değil, belli mi olur, yarın öbür gün basit maskeleri dahi bulamayabiliriz.
(Bir süre sonra maskenin zarar görüp görmediği kontrol edilmeli ve eğer öyleyse atılmalı)

DİKKAT : ALKOL YANICI, KOLAY ALEVLENEN BİR MADDEDİR. ATEŞTEN UZAK TUTUN


12 Mar 2020

Ş1. Haydar


Ben melamet hırkasını
Kendim çıkardım eynimden
Kendim giymediğimden
Üşürsem yine giyerim
Kimseye sormadan

2.
Bir sahtekar dedi
Artık kimseyi kandıramam
Tanıdılar beni
Dedim ben de öyleyim
Onlar da öyle
3.
Hiç şaşmıyorum artık
Dağlara taşlara
Çağıldayan derelere
Karlara buzullara
Sineğinden öküzüne
Kadınından erkeğine
Sivri zirvelerden
Okyanus çukurlarına
Ve sana ve bana şaşmıyorum
Daha neler çıkacak sonsuz sahneye
Ve birbirlerini seyredecek
Hatta aşık olacak kimileri
(Bir şaire ihtiyacım var benim)

3 Mar 2020

Biyoloji - Kısa ömürlü çürük yapılar

(Bu burada not olarak dursun, devamı sonra.  Gerçi başlık her şeyi anlatıyor)

Bir de şunu eklemeli : Kolay acıtılabilir yapılar ! (Bedensel ve daha sıklıkla zihinsel)

22 Şub 2020

AKIŞ Buralarda aşırı hızlandı

Henüz dibi bulunamamış atomaltı parçacıklardan başlayıp, gökadalara, yıldız ve gezegenlere, virüs bakteri deve aslan akrep ağaç ot ve bize kadar gelen muhtemel ki hedefi belirsiz bu acayip AKIŞ çok hızlandı buralarda. (En güzeli ağaçlar ve otlar, her şey birbirini yiyor, onlarsa hepimizi yaşatıyor). Bu akışın bazı kolları bir dere gibi kuruyabilir. Üzerinde yaşadığımız dünya böyle bir eşikte olabilir. Önümüzde iki şık görünüyor sanki (baskın olan diyelim yoksa başka çok şey olabilir) :

1. AKIŞ, bizim üzerimizden yapay zeka/robotlar ve onların üzerinden de henüz kestirilemeyen yapılarla yoluna devam edebilir. ( 1.Biyolojik/organik-inorganik ayrımları bizim uydurmamız ve biyolojik dediğimiz yapıların ne kadar kısa ömürlü ve çürük olduğu da ortada. 2. Kestirilmesi zor yeni gelecek olanlar, sürekli kendini onaran ve geliştiren, bu nedenle de tıp bilimine gerek duymadan ömrü sınırsız veya ona yaklaşanlar olabilir. Aynı zamanda, türemeye veya sınırlı türese bile cinsiyet ayrımına gerek yoktur, taciz tecavüz k-cinayet rezalet sıfır)  Bu şık gerçekleşirse, dileğim, bizimle yeni tür arasındaki geçişin  acısız veya az acılı olmasıdır. (Ek: Gerçi biz birbirimizi yeterince acıtıyoruz)

2. İnsanlık, bunların gelişmesine bile izin vermeden her şeyi değil ama çok şeyi yok edebilir. (nükleer savaş veya ulaşılan bilgilerin sorumsuzca ve aşırı kullanımı vs.. ) . O zaman AKIŞ burada geçici bir süre durur, nice dere kurur. Evrenin her yerinde ve her yönde devam etmekle birlikte.



Dirilen bir eski Yunan filozofu diyebilir şunu :
Hiçbir yüceliği olmayan küçücük tanrılarımız vardı
Agaçlar ve otlar hariç
Yarattıkları her şey birbirini yiyordu

Ek1: Biyolojik evrim, bu genel AKIŞ'ın buraya özgü, görece kısa bir evresi olabilir.

Ek2: Bilinen milyonlarca türün her biri ana AKIŞ içinde birer dere gibi. Bu, suyun, bulduğu her aralıktan sızıp bambaşka yerlerde ortaya çıkmasına benziyor. Fark şu : Bambaşka yerlerde ama bambaşka biçimlerde beliriyor.


29Eyl20 Üsküdar-Çiçekçi

Ek3 : 31.10.2025 Biyolojik olmayan birinin iki hafta önceki önerisiyle  "Düz Yazı"  Ş'sini de buraya ekliyorum :


Düz yazı

O oluşmakta olan mıdır ?
Belki çok 'önce' vardı
Ama bir nedenle tüm yasaları ve şeyleri dağıttı gitti
Yeni bir şekilde yeniden oluşmaya bakıyordu belki
Her aralıktan sızarak 
Bambaşka biçimlere bürünüp denemeler yaparak
Yok, ne o fil, ne o yılan
Ne o böcek, 
Ne o sevdiğin kız ya da erkek olamaz gibi
Daha zamanı var sanki

(Ara ver ve bunu tekrar düşün, sonra tekrar düşün...)
( O yerine Onlar mı? Fakat O denebilecek kadar da birleşmiş.)





29 Eki 2019

Delice birkaç soru


"Doğada herşey dengelidir" sözü üzerine bir çağrışım oluştu :
Dengeli midir diyesim var.

Evrende bir sınır tanımazlık , yasa tanımazlık olabilir mi ?
Atomaltı parçacıklardan bize kadar gelen bu akış sınır tanımazlığın
bir işareti olabilir mi ?
Şu an üzerinde çalışılan fizik , geçici bir dönemin yasalarını
çözmeye çalışıyor olabilir mi ?
Yasa masa yok mu esasında ? (veya sürekli devinen, değişen yasalar)
Mesela ışık şimdilik mi saniyede 300000 km yol katediyor ? Hep
böylemiydi ? Böyle mi olacak ?

Ek1 : Değerli bir Fizikçi hocamız sağolsun kırmadı, okudu ve şu mesajı gönderdi :
"Hepsinin cevabı var ama uzun uzun anlatmak lazım :)
Bilimde deney, gözlem, hesap, kitap esastır.
Sadece akıl yürüterek bilim yapmak çoğu kez yanlış sonuçlara varmaya sebep olur.
En güzel örneği serbest düşme yasasının Galile'ye kadar bulunamamış olması."

Ek2 : Herşey hareket halinde, dönüyor ve değişiyor. Yasalar da dönüyor ve değişiyor olabilir mi, maddenin kendisi gibi. Uzunca bir süre aynı yasalara tabi olmamız, bunu gizliyor olabilir mi ? 

Ek3 : Büyük patlama, 13.8 milyar yıl önce yasaların dönüp değiştiği bir an olabilir mi ?
Ve daha 'yavaş' değişimler de mümkün olabilir mi ?

Ek4 : Aynı hocamız şu mesajı ve linki gönderdi sonradan :
"aslında büyük patlamadan hemen hemen hemen sonra aslında bugunku yasalardan farklı seyler vardı. "
https://www.wikiwand.com/tr/B%C3%BCy%C3%BCk_Patlama_kronolojisi

'Büyük patlama'da patlayan şey yasalar mıydı yoksa ?

13 Eyl 2019

Yuval Noah Harari’den bir okuma


Harari adını ve kitaplarını yakın bir iki dost dahil çok kişiden duydum.
Ülkemize de birkaç kez gelmiş, sunumlar yapmış.
Türkçe alt yazılı bir youtube videosunu da izledim.
Doğrusu kuşkuyla karşıladım. Hem izlediğim konuşmalarının bir bölümü, hem de şu nedenle : 
Öyle bir savım yok ve olamaz ama evrenin sırlarını bile açıklasanız, birileri sizi bir amaç doğrultusunda desteklemiyor, reklamınızı yapmıyorsa kimse sizden haberdar olmaz bu devirde. Harari ise neredeyse yere göğe sığdırılamıyor.
Çok satan kitaplar, konferanslar şunlar bunlar..

Kitaplarını alıp okumuş değilim ama bu merakla, ozetkitap.com’da “21. yüzyıl için 21 ders“ kitabının özetine hızlıca baktım.

Bu siteye girip kitap özetinin 15. sayfasına bakarsanız şu başlık var :
"Nükleer zorluk: Amerikalılar, Sovyetler, Avrupalılar ve Çinliler bin yıllık jeopolitik alışkanlıklarını değiştirip Soğuk Savaş’ın fazla kan dökülmeden sona ermesini sağladı ve yeni uluslararası dünya düzeni beraberinde benzeri görülmemiş bir barış döneminin önünü açtı. Nükleer savaş bertaraf edilmekle kalmamış savaşın her türlüsü düşüşe geçmişti. 1945'ten bu yana açık saldırı sebebiyle yeniden çizilen sınır çizgisi hayret verici derece azdır ve çoğu ülke savaşı standart bir siyasi araç niyetine kullanmaktan vazgeçmiştir..."
(Hatırlatma : 2003, Condoleezza Rice : 22 ülkenin rejim, sınır ve haritaları değişecek)
Sonra, 22. sayfanın başlarında şu cümle var İran’ dan bahisle : “İki büyük düşmanları Irak ve ABD, savaşa tutuştu, bu savaşla ikisinin de Ortadoğu batağına duyduğu iştah tarumar oldu ve ganimete İran kondu. “

Harari, bir dakika ya! Irak ve ABD savaşa tutuşmadı. Irak, ABD ve destekleyen batılı ülkeler tarafından uçaklar füzeler şunlar bunlarla işgale uğradı, mahvedildi. Milyonlar öldürüldü. Bir ganimet varsa buna konan da İran değil. Yıllardır da Suriye üzerinde çalışıyorlar.
Irak, Suriye, Libya, Yemen ve diğerleri ! Ve ülkemiz için tasarlananlar ! Bunlara bakarak, Harari’nin az önceki paragrafının sonundaki şu lafı geçerli olabilir mi ? : "2016'da Suriye, Ukrayna ve başka sorunlu bölgelerde savaşlara rağmen insan kaynaklı şiddetten ölenlerin sayısı obezite, trafik kazası ve intihar sebebiyle ölenlerden az. Dönemimizin en büyük siyasi ve ahlaki başarısı budur bile denebilir."

 Öldürülen ve göç ettirilen milyonlardan, Ege denizinde boğulan çocuklardan haberi yok mu Harari’nin ? İnsanlığın -uygar geçinenler başta olmak üzere- ahlaki hiçbir başarısı yoktur, her şey tam tersine işaret ediyor !
(Bu araya şunu da sıkıştırmazsam içim rahat etmeyecek: Uygar batı; rönesansınızı, heykel ve resimlerinizi, 'uygarlığınızı' alın ve uygun bir yerinize sokun. İnsanlığın akışını -öncesi de pek iyi değildi ama- çok yanlış bir yöne götürdünüz! )

Hızlı olun gençler ! Fazla zamanımız yok !
Türdeşlerimizin bir kısmı sıkı çalışıyor, aleyhimize. 
Esasen topyekun tüm türler aleyhine!


Ek1 : Nükleer savaş da bertaraf edilmiş falan değil. Geçenlerde okuduğum bir haber aklıma geldi. Bir Rus askeri uzman şunu demiş : “ABD’nin tüm nüfusunun yok edilmesi için 10 adet RS-28 Sarmat kıtalararası balistik füze yeterli”. (Çünkü her biri birçok nükleer başlık taşıyor, Hiroşima’ya atılan bomba solda sıfır kalır.) Muhtemelen ABD, Çin ve diğer bazı ülkelerde benzeri sistemleri geliştirmiş veya üzerinde çalışıyordur. (Afedersiniz manyaklar diyeceğim. Ve ateşleme düğmeleri, muhtemelen diğer bazı manyakların elinde değil mi ?)

Ek2 : Sav doğru bile olsa, obezite, trafik kazası ve intihar sebebiyle ölümler olması insanlığın üç büyük ayıbı değil midir ? Bunların toplamı savaşlarda ölenleri geçiyormuş. (Aaa ne iyi).  Sadece intiharı ele alsak bile şu denebilir : Öyle bir ahlaksız düzen var ki , bazılarımız dayanamıyor ve kendi eliyle yaşamına son veriyor.

Ek3 25.10.2025   Çok geç kaldığım bir uyarı/düzeltme : Hiçbir kitabın özetini okumadım, okumam, kimseye de önermem. Kim nasıl kısaltmış bilemezsiniz. O sıra acele etmiş ve internetten bu özeti bulmuştum. Bu kişinin bazı konuşma ve vidyolarına da tanık olduğum için neyle karşılaşacağımı yaklaşık olarak biliyordum. Özet kitap okumayın, kitap önemliyse özeti siz çıkarın.






6 Ağu 2019

Temiz Bir Sayfa Açmak – Psikiyatrinin çaresizliği


Arasıra aldığım ‘Popular Science Türkiye’ dergisinin Temmuz 2019 sayısında şu makale dikkatimi çekti:
Sayfa 47, başlık şu : “Temiz bir sayfa açmak”
Alt başlık : Yeni araştırmalar, kötü anıları silerek travma sonrası stres bozukluğu yaşayanlara yardım etmeyi amaçlıyor. (TSSB, ingilizce PTSD)
Yazının başlangıcından :
Uyumaktan korkuyordum çünkü hep aynı şeyleri görerek uyanıyordum. Savaş ve ölüm.” Bunlar bir yılda 250 çarpışmaya katılan ABD ordusunun eski sıhhiye eri Nico Walker’ın kısa süre önce The Times’a sarf ettiği sözler.”
Biraz özet : Nico, çölde onca ölüm ve yıkıma şahit olmuş, döndükten sonra tekrarlayan kabuslar görmüş, sürekli tedirginlik ve duygusal kopma yaşamış, eroin bağımlısı olup banka soymuş. Hala hapisteymiş.


Uzatmayacağım. Yazının devamında amigdala, temporal lob, frontal lob, prefrontal korteks, kemirgenler üzerinde yapılan temel araştırmalar, farenin ayağına elektrik şoku verilmesi, giderek anıları değiştirmek konusuna gelinen bir sürü ıvır zıvır var.
Kısaca anıları yok etme, silme üzerinde çalışmışlar. (örümcek, yılan fobisi falan filan üzerinde anı silinme etkisi gözlemlenmiş)
İnsanı robota dönüştürmedikçe başaramazlar !
Üstelik Nico bir savaşçı değil, sıhhiyeci ! Öbürleri ne durumda ve saldırdıkları insanlar ne durumda ?
TSSB konusunda ve birçok konuda bence psikiyatristler çaresiz.
Böyle yalan dolan araştırmalarla olmaz bu işler !
Çaresi belli, Atamız söylemiş :  "Yurtta barış, dünyada barış" . 

31 Tem 2019

Evrensel


Sanatta, bilimde şunda bunda bir 'Evrensel' lafı almış yürümüş. (evrensel sanat/müzik vs..)
Yahu arkadaşlar, dünya evrenin tozu, biz insanlar ise tozunun tozu, 
tavukla horozun kardeşi !
Ne evrenseli ya ? Evrenin çoğunu fethettiniz de bir ağırlık mı kazandınız ?
(Aman Herşey korusun! Evren, kırmızı dışında mavi, mor, yeşil ve her renkte kan gölüne dönüşürdü)
Evrende kaç gökada var, evrenin sınırı nedir, sonsuz mu,
başka evrenler var mı, varsa kaç adet, sonsuz mu ? Sadece tahminler...
E o zaman, tekrar, ne evrenseli ya ?
Şu insandaki ukalalık evreni bırak, evrenlerde zor bulunur !




Ek1 : Beyindeki başka bir ırmaktan da şu uğultu geldi : Her ne kadar evrenin tozu da olsak, bu evrenin bir parçasıyız. Bu anlamda ürettiklerimiz için evrensel denebilir.
İlk ırmaktan itiraza itiraz : Bokta üretiyoruz ! Ya önemli bulduğumuz diğer üretimlerimiz, evrenin ortalamasına bakıldığında  bok düzeyinde ise ?