23 Eyl 2018

Montaigne, İskender, Aristoteles


Gençlikte alıp okuduğum Montaigne-Denemeler kitabını tekrar karıştırmaya başladım birkaç haftadır.
Kitap, en uzunu birkaç sayfadan oluşan kısa denemelerden oluştuğu için roman gibi baştan sona okumak gerekmiyor. Rastgele bir sayfa açıyor ve birkaç sayfa okuyordum. Bu rastgele açış ve okumaların birinde şu başlık önüme geldi : “ ÜÇ BÜYÜK ADAM”Montaigne’nin övdüğü üç büyük adamdan ikisini ayırabiliriz, Homeros ve Epaminondas’ı.İskender ise korkunç biri ! Makedonya’dan kalabalık bir katil orduyla yola çıkıp Hindistan’a kadar sayısız katliamlar yapmış/yaptırmış biri. 
Bakın Montaigne, hem anlatıp hem nasıl yumuşatıyor onun günahlarını, "Üç Büyük Adam" denemesinde  :
"Thebai'nin yıkılması, Memandros'un ve Ephestion hakiminin, yüzlerce İranlı esirin, bir sürü Hintli askerin, çocuklarına varıncaya kadar bütün Kos halkının öldürülmesi kolay hoş görülecek işler değildir; ama Kleitos'u öldürmekle işlediği suçu fazlasıyla ödemesi ve daha başka davranışları gösteriyor ki yüreği temizdi; iyilik için yaratılmış bir insandı. "

Başka şeylerde yazmış, uzatmayayım, raftan indirin ve siz tekrar okuyun bu denemeyi.

Ama bir dakika , o yazıdaki Lucianus'un şu dizelerini de aktarayım (Latincesine gerek yok)  :

Önüne çıkan tepelerde ne varsa yıkarak,
Geçtiği her yerin altını üstüne getirerek

Geçtiği her yerin altını üstüne getiren bu adam mı en büyük üç adamdan biri ?
Düşünün, bunların yolu üzerinde, küçük bir köyde dayanışma içinde yaşayan, ekip biçen barış içinde sıradan bir yaşantı süren birisiniz veya bir çocuk. Ve bir gün bu katiller üzerinize geliyor. Ne çadır kalıyor ne kulübe ne ekin ne insan ! Her şeyi yakıp yıkıyorlar !

Hocası kim dersiniz İskender'in ? Büyük filozof Aristoteles. 2350 yıl sonra Yuh sana Aristo, bunu mu yetiştirdin ? 

22 Eyl 2018

Kısmen abes soru : Yaşamın anlamı


Çoğu insan, en azından gençliğindeki, hatta ileri yaşlardaki bocalamalarında, çoğunlukla hurafelere yaslanıp, yaşamın anlamını sorguluyormuş gibi yapar. Aslında tek derdi üzüntüsünü def etmektir.Kahkahalı dönemlerinde ise ne kendi yaşamı, ne başka yaşamlar umurunda olmaz.. (Kısacık yaşama müthiş şeyler sığdıran istisnalar hariç ) .İnsanlar zaten 90-100 yıl bile yaşasa , yeterince gelişmeden, tam bir 'zihinsel ergenliğe' ulaşamadan erkenden ölmektedir. Bu yaşlara varanların da en az yarısı bunamış veya zihinsel olarak çocuklaşmıştır.

Bence, herşeyi sorgulamak iyidir ama, bugün 'yaşamın anlamı' abes bir sorudur. Dünya ve tabi evrendeki madde, yani şu taş, toprak, bakır, demir, silisyum gibi elementler, onların atomları ve atomaltı parçacıklarıyla, madde aslında cansız değil canlıdır . Bugün, atomaltı parçacıkların hiç durmaksızın, sürekli hareket halinde olduklarını biliyoruz. Evrende yüzen büyük madde adaları ise, yerçekimi kuvvetleri , gönderdikleri çeşitli parçacıklar ve elektromanyetik dalgalarla birbirlerini etkilemekte. Bunlar henüz farkedilenler. Gelecekte fazlası bulunabilir ve bazılarının bir çeşit akılda içerdikleri, sadece etkileşim değil iletişim içinde oldukları da saptanırsa hiç şaşırmam. Madde, aynı zamanda, bizim bugün canlı dediğimiz bir hücrelilerden başlayarak, bitki , hayvan, insan dahil herşeyi -uzunluğu kısalığı göreceli bir zaman içinde- oluşturma potansiyelini de barındırıyor ki, bu tür bir yaşam oluşabilmiş. Gerçek bilimcilerin çoğuna göre, madde, evrenin bu noktasında şu gördüğümüz hale dönüşebildiği gibi, evrenin başka dünyalarında, bambaşka biçimlere dönüşmüş olabilir ki, bilimciler bugün çok pahalı donanımlarla uzayı tarayarak, gelmesi olası akıllı sinyaller arıyor.( Kapitalist sistem çok düşük olasılığa para yatırmaz. 2. Farklı 'tonda' birçok sinyal geliyor ama biz henüz algılamıyor olabiliriz)

Canlı cansız ayrımı, bu noktada ortadan kalkar. Yaşamın anlamı sorusu da ansamsızlaşır. Yaşam, cansız dediğimiz maddenin, sınırsız farklı yeni biçim oluşturma veya atomaltı parçacık seviyesinden, çok daha karmaşık biçimlere evrilme potansiyeli taşıması sonucunda, burada bu şekilde meydana gelmiş karmaşık bir halidir. Bedenimizde ve beynimizde, madde ve cansız diye neredeyse küçümsediğimiz elementler ve onların karmaşık bileşimlerinden başka bir şey görünmüyor. Maddeyi cansız diye küçüksemek derken, beri yandan çoğumuz, altın elementine veya karbonun elmas formuna veya başka maddelere neredeyse tapmaktadır .

Dünyadaki canlı yaşamın en akıllı-zeki türü gibi görüp şişirdiğimiz insan, son birkaç bin yılda bir hayli yol katetmişse de, dünkü ve bugünkü haliyle hiç de akıllı, yeterince gelişmiş değildir; kendi buluşu olan erdem konusunda da batıktır, çoğunlukla negatif erdemlidir (Ahlak, erdem gibi kavramlar duygu işi kalp işi değil akıl işiydi. Barış ve güvenlik içinde yaşamak için şarttı). Parantez : Sinop'lu Diyojen 2000 küsur yıl önce fenerle 'insan' ararmış, demek ki o sıra 'insan' nadirmiş. Şimdiki Sinop'ta da öyle, onun göç ettiği Atina'da ve sonra dünkü ve bugünkü İstanbul'da, Diyarbakır’da, Paris'te, Londra'da da öyledir. Çünkü insan, hem kendi türüne zarar vermekte  (küçük veya büyük ölçekte savaşlar, sömürünün her türü, taciz, tecavüz, işkence, gasp, hırsızlık,haksızlıklar vs..) hem de maddenin evrildiği diğer yaşam türlerine zarar vermektedir. İnsanın bugünkü sözde modern yaşam tarzı (yani çoğu yerde bitmemiş feodalizm, kapitalizm, emperyalizm) korkunç  bir evredir. Fakat bütün bunların başlangıcında ortada sadece taş-toprak, su, hava, yani elementler ve bileşikleri olduğunu düşündüğümüzde, bu evre için bile görkemli denebilir ( bombalar yakınınıza düşmüyorsa, bir çocuk yakınınızda parçalanmamışsa).

Daha iyisi için kadehler kaldırılsın (ve hayal kurup çalışalım) ! Karbon esaslı ama daha birçok elementi içeren karmaşık organizmamız, C2H5OH gibi basit bir molekülle coşsun ! (kararınca, hiçbir molekül ve hiçbir şeyin kölesi olmadan)

Bakırla değiştim altınlarımı
Ceplerimde küçük taşlar



21 Eyl 2018

P2 : Enerji konusunda bir ödev

İki yıl önce, 2016 yılında kızıma bir ödev verilmişti.
Konu başlığı şuydu :


Proje Adı : Dünyadaki enerji kaynakları giderek tükenmektedir. Bu duruma çözüm olabilecek projeler tasarlayın, çalışmalarınızı rapor haline getirin.
Ödevi çocuğun yerine hazırlamak doğru değil biliyorum ama o sıra ben hazırlamıştım.
Belki bazılarına bir ışık olabilir diyerek kısa bir özet :


Konuyla ilgili düşüncelerim ve projemin özeti :
Enerji konusu sadece kaynakların tükenmesiyle sınırlı bir öneme sahip değil. Bu yüzden savaşlar yapılıyor, insanlar ölüyor ya da yurtlarından göç ettiriliyor.
Sınırları içinde petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt kaynakları bol bulunan ülkeler , zengin ve askeri bakımdan güçlü ülkelerin hedefleri haline geliyor.
Örneğin sınırdaş olduğumuz Ortadoğu Arap ülkeleri. Zengin ülkelerin bu bölgeyle ilgili planları bizi de ilgilendiriyor.
Petrolle ve doğal gazla yarışabilecek denli kolay elde edilen güçlü bir enerji kaynağının bulunması dünya barışına çok büyük katkı sağlayacaktır.
O nedenle bu konu sadece bilimcilere bırakılmayıp eli kalem tutan herkesin fırsat buldukça düşünmesi, araştırması gereken bir konudur.
İkisinde de yürümek gereken iki yol var :
  1. Zor olanı : Yepyeni bir enerji kaynağının bulunması . Bu yöntem insanlara ve çevreye zararsız olmalı, ucuz olmalı, kolay elde edilebilmeli.
  2. Geçici ya da asıl hedeften önceki ara yol :  Bilinen bazı alternatif enerji elde etme yöntemlerinin geliştirilmesi. Örneğin güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren panellerin verimliliğinin artırılması (şu anda %15 civarında) . İleri teknoloji gerektiren çalışmalar, üniversitelerde, laboratuvarlarda  bilimciler ve mühendislerce geliştirilebilir. Aklıma gelen bir yöntem ise, bitkilerden elde edilen  bir yakıt olan etanolün (etil alkol) üretim hızı ve üretimdeki verimliliğin artırılması, dolayısıyla maliyetin ucuzlatılmasıdır.  

Projemin ana konusu  uzun süren fermantasyon sürecinin hızlandırılmasıdır. Bu maliyeti düşürecektir.  Bu amaçla denenmesini düşündüğüm şey, fermantasyon sırasında maya hücrelerinin, kırmızı veya kızılötesi ışık kaynaklarıyla uyarılmasıdır. Bu testin diğer bir beklentisi şudur : En çok %13 alkol seviyesinden sonra ölen veya işlem dışı kalan maya hücrelerinin, daha yüksek alkol seviyelerine dayanabilmesini sağlamak. Bu şekilde verimin artmasını sağlamak. ( Proje dışındaki bir düşünce de şu : Genetikçilerin çalışmalarıyla daha yüksek verimli ve dayanıklı maya hücrelerinin geliştirilmesi).
Düzeneğin basit şeması :

Ek1. Ankara'da bir profesör hocamızdan bu tür tanklarda karıştırıcı bir sistem olduğunu, dolayısıyla fermantasyon tankının yassı olmasına gerek olmadığını sonradan öğrenmiştim.
Ek2. Aynı hocamız gönderdiğim var olan -yeni tasarlanmamış, hazırda var olan- kırmızı/kızılötesi lazerle denemeler yaptığında, maya hücrelerinin tam tersine kısa sürede öldüğünü gözlemledi. Gönderilen enerji dozajı önemli !